Dijital dünyanın hızında bilgi akışına erişimin boyutları, unutma süreçleri ve çağın ruhsuzluğu üzerine

Yazı: Rûmet Med

Fotoğraf neden paylaşılır? Bu soruya bir çok yanıt verilebilir elbette. Bir insan etrafındaki gördüğü, duyduğu ve hissettiği şeylerden bağımsız değildir, hem onlardan etkilenir hem de onları etkiler. Bu bağlamda fotoğraf da insanın gördüklerinin, hissettiklerinin, bakış açısının, düşüncesinin, tesadüflerin v.s. bir çok başka belirleyici etkinin birer toplamları bütünü ve sonucudur. Tüm bu nedenlerden ötürü insanların fotoğrafları paylaşmaları, kendi dünyalarından, düşüncelerinden ve hayata bakış açılarından kaynaklı değişiklik gösterir. Fotoğrafı insan neden paylaşır sorusu, bence hayatı yakalama ve anlamlandırma çabasının farklı şekillerinden birisidir.

Sinema tarihinin en büyük yönetmelerinden Andrei Tarkovsky’nin dediği gibi “Her şey, insanın hayatın anlamını nerede bulduğuna bağlıdır..”

En başa gidelim, fotoğraf; resim sanatı gibi, insanların, doğanın, canlıların ve nesnelerin hatta son yarım yüzyıldan fazla bir süredir uzayın derinliklerinin anlık yani çoğu kez 24’te birinin bir kağıda, günümüzde ise çoğunlukla dijital ortama ışık yolu ile aktarılmasıdır.

Bilimsel ve sanatsal olgular birikimli bir şekilde ve birbirini etkileyerek ilerler. Fotoğraf’ın tarihin akışında resim sanatından etkilenip özgün bir form halinde doğarak sinemanın oluşmasında da büyük ve belirleyici bir katkısı olmuştur. 125 yıldan fazladır sinema, hareketli görüntüleri, fotoğraf ise daha eski bir tarihten beridir (2. resimdeki “Point de vue du Gras / Pencereden Le Gras’a bakış” isimli fotoğraf: 1826-27 yılları arasında, Nicephore Niepce tarafından Fransa’nın başkenti Paris’in Saint-Loup-de-Varennes’i bölgesinde çekilmiştir.) tek kare görüntüleri ölümsüzleştiriyor.

Tarihsel sürecinde siyah-beyaz’dan renkli baskıya ulaşıncaya kadar, yüzlerce fotoğraf makinesi, ekipmanı ve teknik özellikler ile lensleri sürekli olarak geliştirildi ve günümüzde ise çok daha çeşitli ve şimdiye kadar eşi görülmemiş bir boyut kazandı.

Yakın tarihe kadar pozlu yani filmli analog makineler bir çok insan tarafından geniş bir alanda kullanılıyordu ve insanlar fotoğraflarını ya fotoğrafçılar ile fotoğraf stüdyolarından ya da evlerinde yaptıkları karanlık odalarında kendileri de çıkartabiliyordu. Teknolojinin hızla gelişmesi dijitale geçişle birlikte filmli fotoğraf makinelerinin kullanımını gittikçe azaltmaya başlayarak çok az insan tarafından kullanılmasına yol açtı ve akıllı telefonların yaygınlaşması ile var olan özelliklerinin her gün daha fazla gelişmesi, fotoğrafa yeni bir ivme kazandırdı. 36 adet fotoğraf filmi ve piller ile çekim yapabildiğimiz analog makineler ile az ve kompozisyonu görece daha sınırlı bir şekilde üzerine düşünüp ayarlayarak deklanşöre basıyorduk. Günümüzde ise yüksek görünen fotoğraf kalitesi, hafiflik, şarj avantajı ile neredeyse sınırsız fotoğraf çekebilmek insanlara gerçekten kolaylık sağlıyor, bir taraftan da farklı alternatifler yaratabiliyor.

(İlk manzara ve insan fotoğrafı, 1838 yılında Louis Daguerre tarafından Temple Bulvarı’ndan çekilmiştir*)

Ancak bir yandan da bu kadar çok fotoğrafın çekilebilmesi, bir kaç sene önce çekilen fotoğrafları hatta çok yakın bir zamanda çektiğimiz fotoğrafların hatırlanmamasına, unutma süreçlerine ve anılar arasında bağlantı kurmanın zayıflamasına, fotoğrafların dijital ortamdan kaynaklı saklanması ve kaybolabilmesi gibi bir çok sorunu ortaya çıkarmaktadır. Bilgi ve görüntü akışının hiç bir dönemde bu kadar hızlanmadığı günümüz modern dünyasında, medya, dijital mecralar ve bir çok alanda aynı sorunlar görünebilmektedir; daha bir fotoğrafı, haberi, yazıyı, görüntüyü, videoyu tam görüp ya da okuyup anlayamadan sayısız alternatifin ortaya çıkmakta olduğu sosyal medya platformlarda bilgi ve görüntü akışı dur durak demeden sürmektedir. Süreç bu şekilde neler getireceğini ve nasıl değişikliklerin olacağını kestiremeden devam etmektedir.

Her gün büyük bir hızla gelişen fotoğraf makineleri, telefonlar ve kameralar ile neredeyse sınırsız sayıda fotoğraf ve video çekebiliyoruz, lensler ve çekim kaliteleri hayal dahi edilemeyecek bir boyutlarda gelişiyor, tüm bunlar hayatı kolaylaştıran ve daha da derinleştiren şeyler, ama kullanımın biçimine göre bir yanı ile de bir çok olumsuzluğu, unutma süreçlerini ve hafızanın kaybolması gibi bir çok etkiyi de içinde barındırabiliyor maalesef.

Bir çok dalda olduğu gibi Fotoğraf’ın da eski ruhu yok doğal olarak ama, çağın dur durak bilmeyen hızının ruhsuzluğunun belirsiz gibi görünen aynasında, ruhunu tam olarak kaybetti mi, yoksa kendine yeni bir yol bulup farklı biçimlerde akacak mı onu zamanla belki daha iyi göreceğiz..

(Ocak ayı, 2022)

  1. ve 3. fotoğraflar: Rûmet Med
  2. fotoğraf: https://fr.m.wikipedia.org/wiki/Nic%C3%A9phore_Ni%C3%A9pce

*https://en.wikipedia.org/wiki/Louis_Daguerre

Auteur Culture – (03.03.2022)

Share This
COMMENTS

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: