Kıyamet temalı filmler: “Son Umut”

Yazı: Necla Çetinoğlu

Dünyanın sonu, dolayısıyla yaşamım sona ermesi  düşüncesi; her kültürün, inancın ve düşünüşün temel korkularından biri olmuştur. Dünyanın sonu olgusu çeşitli açılardan ele alınmış ve insan türünün sürekli ilgisini çeken bir konu olmuştur. Kıyamet sonrası dünya tasvirlerinin anlatıldığı filmlerde genellikle yaşanan kıyamet sonrasında sağ kalanların mevcut duruma adapte olmaya çalıştığı bir öykü içerisinde anlatılır. Buna durumdan hareketle kıyameti yaşamış insanların bir şekilde olgunlaştıklarını ve kıyamet öncesi pozisyonlarından daha güçlenmiş olduklarını söyleyebiliriz. Bu açıdan bakıldığında kıyamet sonrası dünya tasvirlerinde yaşanan yıkım araçsallaştırılarak kurulacak yeni düzenin bir başlangıcı olarak kullanılır.

Çağımızın, kıyamet sonrası filmlerde  baktığımızda bu filmlerde genel olarak distopik bir dünya tasavvuru  ile karşılaşırız. Binlerce yıllık dini kıyametin imgesi bu filmlerin konuları aracılığı ile değişiklik göstererek yeni bir anlam kazanmakta. Bu tür yapımlar genel olarak geniş toplumların yok oluşu ve yeni küçük kominlerin inşa edilmesi, yalnızlık deneyimleri, düzenin bozulması, kimlik krizleri veya insanın anlama yetisinin üzerinde bir gerçeklikle karşılaşma gibi konular üzerine odaklanırlar.

Günümüz sinemasında filmlerde insanların kitleler halinde yok oluşu ortak bir temada anlatılırken, buna neden olan şeyler farklılık göstermektedir. Ancak canavarların hiç birisinin bir bedeni, formu, geçmişi ve geleceği ile ilgili bir gösterge bulunmamaktadır. Bu tercih izleyici için bir muğlaklığı doğurduğu gibi korkunun etkisini artırabilmektedir.

  1. yüzyılın film endüstrisinin korku, fantastik veya bilim-kurgu türlerinde yer alan “canavar” imgesi incelendiğinde, bu imgenin bir takım temel formlar ve kavramlar etrafında kümelendiği görülmektedir. Söz konusu film türlerinde gördüğümüz daha geleneksel, doğa temelli vampirler, kurt adamlar, mumyalar gibi korku mitleri zaman içerisinde yerini zombiler, uzaylılar gibi farklı türlere bırakmıştır. Günümüzde ise; korkunun imgeleri tekrar değişmekte ve insan, teknoloji ve bilinmezlik temelli bir yapıda kendini hissettirmektedir. Bu yeni durumu 1. ve 2. Dünya Savaşlarındaki alt edilmesi gereken kötücül düşman imgesinin ve bütün bir soğuk savaş döneminin tehditkar “öteki”sinin, sahne önünde sembolleştirilmesiyle ilişkili olarak ele alabiliriz. Aynı şekilde, psikanalitik düzeyde, modern toplumların bastırılan bilinçaltının geri dönmesi de “canavar” imgesinde temellenir. Ancak 21. yüzyılın yaşadığımız bu ilk çeyreğinde ise, korku/fantastik veya bilim-kurgu türlerinde, sahnede görünmeyen bir bilinmezin, nereden geldiği belli olmayan bir tehdidin yarattığı nedenden dolayı, küresel çapta, kitlesel yok oluşumuzun gerçekleştiricisi olan, apokaliptik bir dünya imgesini görselleştiren yeni bir “canavar” imgesi izleyiciye sunulmaktadır. Günümüzde farklı yapılarda karşılaşılan bu “canavar” imgesi, her ne kadar köklerini çeşitli mitolojik öykülerden ve/veya halk anlatılarından alsa bile, yapı itibari ile bu  köklerinden oldukça farklıdırlar.

 SON UMUT  ( CHİLDREN OF MEN )

FİLMİN ÖZETİ

 Yönetmen Alfonso Cuaron’un “Son Umut” (2006) filmi, bir anda sonu gelen dünyadan ziyade sonuna  hızla  yaklaşan bir dünyanın anlatısıdır. Günümüzdeki demokrasi anlayışı var olan sorunları çözme konusunda yetersiz kaldığı için sorunların  çözümü için sonraki nesillerin yeni kavramlar ortaya koyabilmesi gerekmektedir. Artık üretecek hiç bir şeyin kalmadığı, dünyanın en genç insanı on sekiz yaşındayken öldüğü bir yer.  Bu dünyada insanlık nesli tükenme olasılığı ile karşı karşıyadır. 2027 yılı itibari ile dünya, hiçbir şekilde anlam verilemeyen olaylara sahne olmaktadır. Bu durum siyasi açıdan da tüm dengeleri sarsar. Yaşananlar karşısında bir grup insan, var oluşlarını akışa teslim ederken diğer bir grup ise olanları değiştirmek için mücadeleye girişir. Bu süreçte Büyük Britanya, yönetim biçimi olarak kullandığı askeri emperyalist sisteminden ötürü kargaşaya engel olmayı başaran ve huzurunu koruyan ülke konumundadır. Yine de ülkeye girmek isteyen çok sayıda mülteci vardır. Theo, bu olaylar içinde geride duran bir bürokrat konumundayken, sevgilisi Julian ondan bir mülteci kadın için yardım ister. Julian da işin içindedir ve mültecilerin haklarını korur. Theo’dan istenilen tek şey bürokratik destektir. Theo onlara gereken desteği vermek için elinden geleni yapmaya çalışır. Filmi yönetmeni umuda dair şunları kaydediyor: “Umut, daha iyi bir dünya için şimdiyi değiştirmeye çalışmaktır.” Yönetmen Cuaron’a göre “Son Umut”, izleyiciyi çeşitli şekillerde uyandırabilir. Ya uyanır, gözlerinizi ve kulaklarınızı kaparsınız ya da Theo gibi tüm duyularınız kükreyerek uyanırsınız.

SON UMUT  FİLM ANALİZİ

Britanyalı yazar P. D James’in 1992 yılında yayımlanan distopik romanından uyarlanan 2006 yapımı Alfonso Cuarón’un Son Umut (Children of Men), on dokuz yıldır hiçbir bebeğin doğmadığı, 2027 yılının dünyasında geçiyor. İnsanlığın neslinin tükenmeye yüz tuttuğu, anarşi ve kaosun hâkim olduğu bir distopyadır.  Böyle bir dünyada film, umudunu  yitirmiş eski aktivist  olan Theodore Faron ve hamile kalmış göçmen bir siyahi kadın olan Kee’nin korunması için  bir yolculuğa çıkışları üzerinden şekillenen Son Umut filmi küresel çapta kısırlığın yaşandığı bir dünyanın nasıl bir yer olacağını gösterir. Bu filminde gerillalar metruk binaları işgal eder, evsizler ağıllarda yaşar. Aç susuz bir şekilde yaşamaya mahkum edilen mülteciler kafeslere tıkılır. Güvenilebilecek bir kamu hizmeti yoktur. Geriye kalan tek yönetim Britanya yönetimidir ve kendisi bir polis devletidir. Sınırlarını kapamıştır ve mülteci haklarını savunanlarla Britanya arasında çatışma vardır. Bu dünya bir anda sonu gelen bir  dünyadan ziyade sonuna yaklaşılmak üzere olan bir dünyanın anlatısıdır.

Filmde, Theo ve hamile olan Kee’nin güvenli bir yer bulup bu mucize konumundaki bebeğin güvenliğini sağlamaya çalışırlar. Dolayısıyla kısırlığın hakim olduğu bu dünyada doğacak bebeğin geleceğe açılan kapısının anahtarı olarak bakılmaktadır. Filme göre böylesi bir gelecekte korku duymamız gerekir çünkü kadınlar çocuk doğuramamaktadır. Günümüzde yaşanacağı muhtemel olayların ön görülmesi izleyiciyi sarsmayı başarmıştır. Filmde, Theo etrafında hayvanların olması ve onları bir kayığa yetişmeye çalışması Theoyu bir kurtarıcı konumuna koymaktadır. Buradaki başka bir dikkat çekici unsurda filmdeki hayvanların bu kısırlık hastalığından etkilenmemeleridir.

Dünyada İngiltere hariç diğer devletlerin tamamında savaş ve kan vardır. Bunla   İngiltere’nin diğer ülkelere göre yüceltildiğini görüyoruz. Sadece tek bir yere odaklanarak o ülke dışındaki tüm dünyanın böylesi kötü bir durumda olduğu gösterilmektedir. Filmin ilk sahnelerinden birinde ise sadece televizyondaki  bir haberde hızla geçen, başkentlerin ne durumda olduğunu gösteren birer karelerle hızla başkentleri sayıp geçen, görüntüde bu şehirlerin birer harabeye döndüğünü görüyoruz. Sosyal ve politik temaları üzerine, yoğun bir eleştiri yapılmaktadır. Yönetmenin günümüzde yaşanan mülteci sorununa  ayrıca bir dikkat çekilmeye çalışıldığını görüyoruz. Filmde anlattıkları dışında kullandığı objeler de dikkat çekicidir. Filmin bir sahnesinde Guernica tablosu görülmektedir. Bu tablo ünlü ressam Pablo Picasso tarafından 1937’de yapılan, İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanya’sına ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937’de İspanya’daki Guernica şehrini bombalamasını anlatır. Bu bombardıman sırasında 250 ila 1.600 kişi hayatını kaybetmiş, çok daha fazla sayıda kişi de yaralanmıştı.

Yönetmen çok alıştığımız türde sahneleri hiç alışmadığımız şekillerde çekmek gibi becerisi olduğunu gösteriyor. Örneğin araba sahnesinin çekiminde değişik teknikler kullanıldığını görüyoruz. Seyirci bu sahnede kendini olayın içindeymiş gibi hissediyor. Ayrıca bu sahne için arabanın özel bir şekilde tasarlandığını ve yüksek çözünürlüklü kameraların kullanılmış olduğunu görüyoruz. Bir diğer araba sahnesinde ise arabayla kaçış sahnesi son derece dikkat çekici bir sahne, arabayı itmeye çalışırken arkasından koşan bir grup insanın yetişememesi  sadece eğlenceli değil, aynı zamanda umut verici bir sahne diyebilirim. Gerek tarihsel detayları kullanışı gerekse yapım tasarımıyla son derece detaylı bir dünya yaratan film, özellikle kamera kullanımında zaman zaman gerçek bir savaşta kullanılan aktüel çekimleri hatırlatan kamera hareketleriyle fantastik çıkış noktasına rağmen gerçekçi bir bilim kurgu filmi olarak karşımıza çıkarak, insanların artık üreyemiyor olması metaforu üzerinden bir gelecek tahayyülü kurmaktadır.

Sonuç olarak, artık bebek doğmasaydı hatta daha ileriye gidecek olursak  dünya üzerindeki en genç insan 18 yaşlarında olması, okulların ve parkların boş olmasıyla dev bir sektör müşterisiz kalmış olacaktır. Daha da önemlisi çocukların doğmamasıyla koca bir dünya insansız kalmış olacak.  Savaşın ve hastalıkların kol gezdiği gelecekte dünyada çocuk sesini duyulmaması kıyametin en belirgin göstergesi olacaktır.

Auteur Culture – (07.02.2022)

Share This
COMMENTS

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: