“Umut” filmi incelemesi

 Yazı: Necla Çetinoğlu

Yılmaz Güney’in, 1970 yılında senaristliğini, yapımcılığını ve yönetmenliğini yaptığı Umut filmi, faytonculukla hayatını sürdürmeye çalışan ve tek geçim kaynağı atları olan bir adamın öyküsüdür. Tek  umudu sürekli aldığı piyango biletleri olan Cabbar,  otomobilin çarptığı atlardan biri ölmesiyle daha büyük bir umutsuzluğa kapılır.  Yeni bir at almak için çalmadık kapı bırakmaz, evindeki bir kaç parça eşyayı da satarak parayı ancak denkleştirdiğinde ise araba ve diğer atı, alacaklıları tarafından satılmıştır. Cabbar, baştan beri define aramak için kendisine baskı yapan hamal Hasan’ın zorlamasıyla, nefesi güçlü bir hocanın da onayıyla, define aramaya başlar.

Filmin ilk sahnesinde Cabbar, at arabasının içinde uyuyarak görüntülenir. Bu ilk görüntüde  Cabbar karakterinin içinde bulunduğu yoksulluk gözler önüne serilir. Eski at arabasıyla taksilere rağmen işini yapmaya çabalar ama işleri bir türlü yolunda gitmez.

Güney, Umut filmiyle toplumun dışında kalmış, ötekileşmiş ve ailesinin geçimini sağlayamayan bir adamın her şeye rağmen bir umudu olduğunu anlatırken, aslında bir yandan da gerçek anlamda bize umutsuzluğu göstermiştir diyebiliriz. Filmde sürekli zengin fakir çelişkisini işlemiş, bunu da sürekli birbirine çelişkili iki ayrı görüntüyü peş peşe vererek yapmış olduğunu görüyoruz. Yönetmen zıtlıkları bir araya getirerek yoksular ve varsıllar arasındaki uçurumu gözler önüne sermiştir. Bunu toplumun en alt kademesinden olan fakir karakterlerle maddi durumu iyi olan zengin insanların aralarındaki ilişkilerle göstermiştir. Filmin diğer bir sahnesinde Cabbar’ın, arabasında uyanıp tuvaletini yapmaya gittiğinde bir bankanın reklam panosunda “Birikmiş paranızın teminatıdır” yazıyor olması da manidardır. Bu zıtlıkların genel olarak filmde sıkça verilmiş olduğunu görüyoruz. Çünkü yönetmen, yoksul olan Cabbar’ın bankayla sadece bu şekilde bir ilişkisi olabileceğini anlatmaktadır.

Cabbar’ın içinde bulunduğu çaresiz durumu, bu sahnede sürekli üst açı kullanılarak verilmiştir.

Bisiklet binen çocukların olduğu sahnede Cabbar’ın oğlu da diğerleri gibi bisiklete binmek istiyor. Ancak bisikleti yoktur. Diğer çocukların bisikletlerine binmek ister ama diğer çocuklar onu dışlar ve bisikletlerini vermezler. Burada yönetmen sınıfsal adaletsizliğe değinerek, üst sınıf alt sınıf ayrımının servet eşitsizliğine dayandığını ve üst sınıfın servetini paylaşmayacağına dikkati çekiyor. Çocuk en sonunda bisikleti zorla almaya çalışıyor ama başarısız oluyor.

Bir diğer sahnede ise Cabbar’ın kızı sınıfta hocaları tarafında sınava tabi tutulur ve kız neredeyse sorulan her soruya yanlış cevap verir. Bu sahnede kamera kızın yüzüne yaklaşır ve kız ağlamaya başlar. Yönetmen burada yoksulluğun insan özgüveni üzerine olan olumsuz etkisi ve bunun sonucunda eğitimde başarısız olmanın da kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.

Diğer bir sahnede ise Hasan, Cabbar’ın at arabasında arkada oturur. Yoksulluk ve geçim sıkıntısıyla boğuşan Cabbar’a, beraber define arama konusundan bahseder. Kamera burada bir Cabbar’ı bir Hasan’ı çeker ve araya büyük binaların alt açı ile çekilmiş görüntüleri girer. Burada binaların büyük olarak gösterilmesi, karakterlerin daha da küçülmelerine neden olmuştur diyebiliriz.

Yoksulluğun Cabbar’a Yaptırdıkları

Asıl talihsizliklerin başı olarak Cabbar’ın atına araba çarpmasını gösterebiliriz. Şimdiye kadarki kısımda kıt kanat geçinebilseler bile bu saatten sonra her şeyin çok daha zor olacağı anlaşılıyor. Ata otomobiliyle çarpan adama gelecek olursak, bu karakterin, karakolda farklı muamele gördüğünü görüyoruz. Arabası olan zengin adam polisin karşısında sandalyede oturuyor, Cabbar’ın ise ayakta beklediğini görüyoruz. Yönetmen, karakoldaki bu sahnede sınıfsal adaletsizliği ve yoksul insanlara nasıl davrandığını resmetmeye çalışmıştır. Burada Cabbar mağdur olmasına rağmen suçlu muamelesi görürken, zengin adam polisi sakinleştirip şikâyetçi olmadığını söylüyor. Burada da alt sınıftan olan Cabbar’ın kaderinin üst sınıfı temsil eden otomobilin sahibi zengin adamın insafına bağlı olduğu gerçeği aktarılmaya çalışılmaktadır.

Etkileyici diğer bir sahne olarak Cabbar’ın ölü atının başka bir at arabasıyla taşındığı sahnedir. Cabbar atının arkasından çaresizce bakakalır. Sonrasında karakter bu çaresizliğe çözüm yolları bulmaya çalışarak tanıdığı zenginlerin kapısına gider ve onlardan borç para ister. Yönetmen bu sahnede Cabbar’ın kameraya doğru konuşmasını görüntüleyerek, kamerayı bir yargıç yerine koyar. Aynı bu sahnede yönetmen Cabbar’ın çaresizliğini ve yoksulluğunu daha çok gözler önüne sermek için önce Cabbar’ı, hemen ardından da havuza atlayan zengin kadını gösterir ve Cabbar’ın borç talebi karşılık bulmaz. Yönetmen bununla filmdeki zengin fakir ilişkisini seyirciye göstermeye çalışmıştır.

Filmin grev sahnesinde ise bütün faytoncular haklarını savunmak için bayrakları ve pankartları ile meydanı doldurmuşlardır. Alanda “Yürüyüşümüzün amacı hak ve hukukumuzu korumak içindir” sesi duyulur ve yoksulluğun protesto edildiği pankartlar gösterilir. Cabbar kalabalığın içinde elinde bayrak ile görülür ve greve katılacak mısın sorusuna, atı öldüğü için katılamayacağını söyler. Daha sonraki sahnelerde Cabbar’ın daha da çaresiz kaldığı için bütün umudunu hazine bulma hayaline bağlamış olduğunu görüyoruz. Bütün varını bu uğurda harcayan Cabbar, arkadaşı Hasan ve defineyi bulmaları için onlara yol gösteren hoca ile beraber, definenin bulunma ihtimali olan yere giderler. Burada Cabbar kendinden geçmiş bir şekilde, iddia edilen define yerini kazar. Bir türlü define bulunamaz. Güney’in Umut filmi, Türkiye’de gelişen politik sinemanın yapı taşları arasında gösterilmektedir.

*Bu yazı yazar’ın “SİNEMADA İŞÇİ SORUNUNUN ELE ALINMASI” LİSANS TEZ ÇALIŞMASIDAN ALINTIDIR.

Sînemaya Serbixwe – www.sinemayaserbixwe.com

 

Share This
COMMENTS

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: